Kars Ehlibeyt

  • Oturum Aç
  • Kayıt Ol
    Kayıt
    Yıldız işareti (*) ile işaretlenmiş alanlar gereklidir.
    İsim: *
    Kullanıcı Adı: *
    e-Posta: *
    Şifre: *
    Şifre Tekrarı: *
  • Arama Yap
Font Boyutu
  • Increase font size
  • Default font size
  • Decrease font size
ANASAYFA arrow HÜSEYİN BEHİŞTİ arrow Ali’nin siyerinde ilahî nurun tecellisi
Ali’nin siyerinde ilahî nurun tecellisi PDF Yazdır e-Posta
Imageİmam Ali a.s hakkı haykırma ve İslam’ın selametini düşünme konusunda gerçekten eşi-benzeri görülmemiş bir yöntem izlemiştir. Ne ondan önce ne de ondan sonra böylesi bir direnişi kimse sergileyememiş ve onun İslam için çektiği çileleri çekmeye kimse yanaşmamıştır. İmam Ali a.s hakikati haykırmada herkesi geride bırakmış ve nefsini öylesine bu yola davet etmiştir ki o İmam’a itiraz etmeden istediğini yapmıştır. İmam Ali a.s şeytana çığlıklar attıran ikinci kişidir. İlk Hz. Resul s.a.a bu çığlıkları risaletini açıkladığında şeytana attırmış ve daha sonra da İmam Ali a.s musibetler karşısında sürekli Allah’a bağlanarak hiçbir şekilde tek bir şüpheye bile yer vermeyen bir imanının olduğunu göstermiştir. Öyle ki bu konuda Nehc’ül Belaga’da kendi durumunu açıklamak için şöyle buyurmuştur:
“Perde kaldırılırsa bile yakıynim artmaz benim”(Nehc’ül Belaga – Özlü Sözler)
İşte İmam kendini bu şekilde tanımlıyordu. Ondaki Allah’a bağlılık öyle bir seviyedeydi ki âlemler arasındaki perdeler kaldırılsa bile yakininin artmayacağını söylüyordu İmam.
İmam hakikate bağlıydı, onunla arasında hiçbir şey kalmamıştı. Her şeyi ilk kaynağından öğreniyordu. O kendi dünyasını insanların dünyasından ayırmıştı. Bedeni kulluktaydı ama kalbi cennette. O tam da kendini böyle tanımlıyordu:
“Gerçekten de ben o toplumdanım ki Allah yolunda onlar, kınayanın kınayışına aldırış etmezler; yüzleri gerçeklerin yüzleridir; sözleri hayırlı kişilerin sözleri. Geceyi kullukla geçirip mamur ederler; gündüzü hidayetle geçirip uyanlara alem kesilirler. Onlar, Kur'an ipine yapışmışlardır; Allah'ın buyruklarını Resul’ünün sünnetlerini diriltirler. Ne ululanırlar, ne yüce görürler kendilerini; hıyanette bulunmazlar, bozgunculuk etmezler. Kalpleri cennetlerdedir, bedenleri kullukta”.(Nehc’ül Belaga Kasıa Hutbesi)
İmam Ali a.s her şeyiyle bağlı olduğu dinine, Yaradan’ına elinde ne varsa vermek için sürekli uğraştı. O üstün bir yaratılışa sahipti. Onun kadar ahdine vefalı ve onun kadar emanete bağlı bir insan daha görmemiştir insanlar. İmam Ali a.s gerçekten tarihte eşini bir kez daha göremeyeceğimiz bir insandır. Dilerseniz bu kısa girişten sonra H.z Ali a.s’ın siyerinde İlahi nur nasıl tecelli etmiş onu görelim. Onun üstün yaratılışına tanık olalım.
İmam Ali’nin Doğumu Üzerine Kısa Notlar
İmam Ali a.s Kâbe’nin içerisinde doğan tek insandır. İnsanların o şekilde girmelerinin yasaklandığı bir yere Hz. Ali’nin annesi Fatıma hatun adeta bir el tarafından çekilmiştir. İmam Ali a.s âlemlerin kıblesi olan bir yerde daha Müslümanlığın sesleri bile işitilmemişken tek tanrılı semavi dine inanan bir ailenin ferdi olarak doğmuştur. Doğduğu ilk gün Hz. Resul s.a.a tarafından özel bir ilgi ile karşılanmış ve ismi ilahi kaynaklarla konulmuştur. İmam Ali a.s tarihin de tanıklık ettiği üzere Kâbe’nin evladıdır. Onun doğumu tüm bir âlemin bayramı olacak nitelikte güzel bir şekilde gerçekleşmiştir. Ve o mübarek Recep ayının 15. Gününde dünyaya gelmiştir. Hz. Resul’ün s.a.a ellerinde büyütülmesi şartıyla…
Hz. Ali a.s ve Hz. Resul s.a.a
Hz. Ali a.s ve Hz. Resul s.a.a kardeşlikten öte ayrı bedenlerde aynı nurlardırlar. Onlar Allah’ın Hz. Resul’e buyurduğu üzere böyle yaratılmışlardır. Allah Hz. Resul’e s.a.a şöyle buyurmuştur:
“Ya Muhammed, ben seni ve Ali’yi bedensiz bir nur olarak yeryüzünü, gökleri, denizi ve arşımı yaratmadan önce yarattım. Sen o zaman içerisinde sürekli “la ilahe illallah” derdin, beni ulular ve tanzim ederdin. Sonra ikinizin nurunu bir araya getirerek tek nur kıldım ki bundan sonra tek nur “la ilahe illallah” söyler, beni tenzih ve takdis ederdi. Daha sonra o nuru ikiye ve ikiyi de dörde böldüm. Onların biri Muhammed, biri Ali diğer ikisi ise Hasan ve Huseyn’dir.”(Rabbani Öğütler)
İşte Allah’ın Hz. Ali’ye Hz. Resul’ün yanında bahşettiği makam buydu. Öyle ki Hz. Ali a.s adeta babası Hz. Ebu-Talip tarafından değil de Hz. Resul s.a.a tarafından büyütülmüştür. Hz. Ali a.s ondan sürekli bir şeyler öğrenmiş ve ilahi eğitimi Hz. Resul’ün öğrenciliğini yaparak almıştır. Onun bildiği her şey, onun ilmi, ilahi lütfün tecellisi olarak Hz. Resul s.a.a eliyle gelmiştir. Öyle ki Hz. Ali a.s bu durumu şöyle anlatır:
“Allah'ın salât'ı O'na ve soyuna olsun, Resulullah'a ne kadar yakın olduğumu onun katında nasıl bir mertebeye ulaştığımı bilirsiniz. Çocuktum henüz o beni bağrına basardı; yatağına alırdı; vücudunu bana sürer, beni koklardı. Lokmayı çiğner, ağzıma verir, yedirirdi. Ne bir yalan söylediğimi duymuştur, ne bir kötülük ettiğimi görmüştür. O, sütten kesildiği andan itibaren Allah, meleklerinden pek büyük bir meleği ona eş etmişti; o melek gece-gündüz, ona yücelikler yolunu gösterirdi; âlem ehlinin en güzel huylarını belletirdi. Ben de her an, devenin yavrusu, nasıl anasının ardından giderse, onun ardından giderdim; o, her gün bana huylarından birini belletir, ona uymamı buyururdu”.(Nehc’ül Belaga Kasıa Hutbesi)
Hz Ali a.s böylesi bir ortamda büyüdü ve ilimde de cesarette de tüm toplumun işaret ettiği yegâne şahıs oldu. Düşmanları bile onun doğruluğunu ve adaletini över ve ondan yanlış bir şey duyulmayacağını tasdik ederlerdi. O Hz. Resul s.a.a indinde öylesine sevilirdi ki insanlar artık onları ayırmak için Peygamber’i s.a.a olmadık sohbetlere tutuyorlar ve onunla gereksiz konuşmalara giriyorlardı. Ve Allah Hz. Ali a.s ile Hz. Resul’ü s.a.a buluşturmak için şöyle buyurdu insanlara:
“Ey inananlar, Peygamberle gizlice konuşacağınız vakit, konuşmaya başlamadan bir sadaka verin; bu, sizin için hem daha hayırlıdır, hem de daha temiz; bulamazsanız artık Allah, suçları örter, rahîmdir”.(Mücadele 12)
Böylece Ali a.s Hz. Resul s.a.a ile konuşmak için sadaka verdi ve onunla baş başa görüşmeye koyuldu. Ancak bu birlikteliği çekemeyenler çoktu. Onlar Ali a.s hakkında sürekli ileri geri konuşuyorlar ve ona sürekli iftiralar atıyorlar, Hz. Resul’ü s.a.a incitecek sözler söylüyorlardı. Üstat Kuleynî’nin el-Kâfi’de bildirdiğine göre Hz. Resul s.a.a “Şura 23” ayetini bildirdiğinde bir gurup Hz. Resul’ü s.a.a “sen amcaoğlunun pazısını kuvvetlendirmek için bu ayeti uydurdun” diyerek sıkıştırmışlardır.
İşte bu iki sevgilinin arasına böylesi acılar sokuyorlardı insanlar. Ancak Hz. Resul s.a.a hayatı boyunca asla Hz. Ali a.s ile görüşmeyi, özel sohbetler etmeyi bırakmamıştır. Her gün onunla oturup özel sohbetler etmiş ve insanlar içerisinde en fazla onunla sohbet etmeyi sevdiğini açıkça belli etmiştir. Ümm’ül Muminin Aişe bu konudan bahsederken şunları söyler:
“Allah Resul’ünün s.a.a en fazla sevdiği insan Ali’ydi. Her gün onunla oturur, onunla sohbet eder. O konuşur Ali dinlerdi.(…)”
Zaman ilerken Hz. Ali a.s Allah tarafından da sürekli insanlar için hayırlı imam olarak tanılıyordu. Ali’nin a.s tavırları ve Ali’nin a.s özellikleri sürekli övülüyordu. Allah Ali’yi a.s ayetlerinde müminlere emir olarak tanıtıyor ve Hz. Ali’nin kendi katındaki değerini insanlara bildiriyordu. İmam Ali a.s bu şekilde Hz. Resul’ün indinde Musa’nın Harun’u olduğunu öğreniyordu.
O Resul’üne sevdaların en büyüğüyle bağlıydı. O Allah Resulüne bir akraba olarak değil gerçek bir Şia olarak bağlıydı. O Allah Resul’üne bir taraftar olarak, bir imam olarak bağlıydı. Onun imanı öylesine bir yakinle perdelenmişti ki onu delebilecek tek bir güç bile yoktu.
Hz. Resul’ün s.a.a ölümü gerçekten büyük bir yıkım yarattı İmam Ali a.s için. Adeta tüm dünyanın yıkıldığını hissetmişti İmam. Hayatı boyunca belki de ilk defa birisi için ağlıyordu. Öylesine bir musibetle ağlıyordu ki, Hz. Resul’ün sevdasına gömülerek. Ve Onun ardından şöyle diyordu:
“Sabır güzeldir, fakat sana karşı değil. Ağlayıp sızlanmak kötüdür, fakat sana değil. Senin musibetine uğramak pek büyük bir şey. Bundan önce uğradığımız musibetler de bir şey değil, bundan sonra uğrayacaklarımız da”.(Nehc’ül Belaga – Özlü Sözler)
Hz. Ali’nin a.s siyerinde ilahi aşkın tecellisi böylece daha da ortaya çıkıyordu. O artık Resul’ün yokluğunda kendini Resul’ün bıraktığı ipi dimdik ayakta tutmaya adıyordu. Kuran’a adıyordu kendini. İmam Ali a.s artık aşkını Kuran’ın hikmetiyle dindirmeye çabalıyordu. Ancak ilimle dolup taşan sine böylesi acıları kaldırmıyordu. O durmadan Kuran diyor başka bir şey demiyordu. Ve Resul’le olan bağını inkâr ettiklerinde de insanlara şöyle sesleniyordu:
And olsun ki, Allah'ın salâtı O'na ve soyuna olsun, Resulullah'ın ashabından olup, ondan duyduklarını unutmayanlar, bilirler, ben bir an bile ne noksan sıfatlardan münezzeh olan Allah'ın emrini reddettim, ne Resulü'nün emrini. Allah'ın bana lütfettiği erlikle yiğitlerin durakladıkları, ayakların geriye çekildiği yerlerde canımla, başımla onu korudum. Allah'ın salâtı O'na ve soyuna olsun, elimden geldiği kadar canımı ona feda ettim; bütün gücümle düşmanlarıyla savaştım, nefsimle onu korudum; o da benden başka kimseye nasip olmayan ilmini bana lütfetti.
Allah'ın salâtı O'na ve soyuna olsun, Resulullah vefat ettiği zaman başı göğsündeydi, ağzının yâri avcıma aktı, onu yüzüme sürdüm. Allah'ın salâtı O'na ve soyuna olsun, onu yıkamaya koyuldum; melekler yardımcılarımdı. Ev halkı ve civarı feryatla dolmuştu. Meleklerin bir kısmı inmedeydi, bir kısmı çıkmadaydı.
Sesleri hâlâ kulaklarımdadır; ona salâvat getiriyorlardı, bu, onu kabrine yerleştirinceye dek sürdü gitti. Hayatında da, memadında da ona benden yakın kimdir ki?
İmam Ali a.s ve Kur’an-ı Kerim
Hz. Ali’nin a.s Nehc’ül Belaga’da Kuran üzerine söylediklerini okuduğumuzda onun Kuran’a olan bağlığını derhal görürüz. O Kur’an-ı Kerim’e öylesine bağlıdır ki daha Hz. Resul s.a.a ölür ölmez Ondan yadigâr kalan sahifeleri toplamaya başlar. Bir kitap haline getirir ve hepsine şerhler düşer. Ancak dönemin halifesi ve yarenleri tarafından kınanır, hakaretler duyar ve susar İmam. Ona bir şey sorulmayıncaya değin konuşmaz artık. Kendini yalnız ilme verir. İbn-i Abbas, Selman-ı Farisi, İbn-i Mesut, Ammar bin Yasir onun ilim kadehinden içen şahıslardan yalnızca birkaçıdır.
İmam Ali a.s tam anlamıyla konuşan Kuran’dır. O ilim şehrinin kapısı unvanını da tam da bu yüzden almıştır. Ali’nin sözlerindeki her şey Kuran’dandır. Ve O Kuran’ı gerçekten en ince ayrıntılarına kadar bilir. Öyle ki o Nehc’ül Belaga’da elimize geçen en fasih hutbeleri Kuran hakkında okumuştur. Onun Kuran hakkındaki ilmi öylesine derindir ki kendisi şöyle buyurmuştur bu ilim hakkında:
“And olsun ki, eğer iznim olsaydı Fatiha’nın tefsirini kırk deve yükü olacak şekilde yapardım”.
Ve İmam Ali a.s kendini Kuran-ı Kerim’in Hz. Resul’den sonra gerçek şeriki olduğunu bildiği için her zaman bu bilinçle Kuran-ı Kerim’i insanların hayatına sürmeye çalışmış ve Kuran’a çağırmıştır insanları. O’nun Cemel ve Sıffin Savaşına da başlamadan evvel ve Nehrivan’da Haricileri tövbeye davet ederken yaptığı da buydu.
İmam Ali a.s Kuran’ın emrettiği ölçüde adalet uygular ve ondan bir adım geriye ve bir adım ileri atmazdı. Velid Kûfe mescidinde içkili namaz kıldırdığında hiç kimse ona kırbaç cezasını uygulamak istememişti ve İmam Ali a.s kırbacı eline almış “ben yapacağım, varsın Ali’yi zalim bilsinler” demiştir. O Kuran’ın söz konusu hükmünün ertelemesini kendi adının kirlenmesi pahasına reddetmiş. Hakkında denilecekleri hiç düşünmeden ilahi hükmü uygulamaya koymuştur.
Cemel savaşı için ordu toplarken sırf kavmiyetçilik yapılmaması için Medineli olan Muhammed bin Ebu-Bekir’i Kûfe’ye, Kûfeli Malik-ul Eşter’i de Medine’ye yollamıştır. O Kuran’ın kesin sınırlarla yasakladığı kavmiyetçiliğin dirilmesindense savaşa tek başına girmeyi yeğlemiştir.
Sıffin savaşında düşmanlar suyun önünü kesmiş ve su vermemişlerken Ali karşı baskın yaptıktan sonra insanlara su vermiş ve düşmanına eziyet etmemesi gerektiğini insanlara göstermiştir. Ali a.s Kuran’ın konuşan şeriki olduğunu cümle âleme göstermiştir.
Kur’an hakkında ise insanlara davet hükmünde şöyle buyurmuştur İmam a.s:
“Bilin ki şu Kur'ân, öğüdünde aldatmayan, yol göstermede insanı azdırmayan, söyleyişte yalan söylemeyen bir öğütçüdür. Kur'ân'la oturup kalkan, doğrulukta, fazla bir şeye ulaşmayan, körlükte noksana erişmeden oturup kalkar. Bilin ki hiç kimseye Kur'ân'dan sonra bir ihtiyaç, bir yoksulluk gelip çatmaz; hiç kimseye ona uyduktan sonra bir zenginlik ulaşmaz. Dertlerinize O'ndan şifa dileyin; güçlüklerinize O'ndan yardım isteyin; çünkü O en büyük derde bile devadır ki o da küfürdür, nifaktır, azgınlıktır, sapıklıktır. Allah'tan Kur'ân'la dileğinizi dileyin; O'nunla Allah'a yönelin; O'nu vesile ederek halktan bir şey istemeyin; çünkü kullar, Allah'a, O'na benzer, O'nun değerine denk değerli başka bir şeyle yönelemezler.
Bilin ki O şefaatçidir, şefaati kabul edilir; öylesine bir söz söyleyendir ki sözü tasdik olunur; Kur'ân kıyamet gününde kime şefaat ederse şefaati kabul olur ve Kur'ân, kıyamet gününde kimin aleyhinde söz söylerse sözü makbul sayılır”.(Nehc’ül Belaga 176. Hutbe)
Ali işte böylesi bir Kuran sevdalısı ve ona böylesine şerikti ki Hz. Resul s.a.a onun hakkında şöyle buyurmuştu:
“Ali hak(Kuran) iledir, hak(Kuran) Ali ile”
İmam Ali a.s ve İlim
İlim, İmam Ali a.s için hiçbir zaman yanından ayrılmayan bir arkadaştı. Cahil Arap toplumunda okuma yazma bilen kişiler parmakla sayılırdı o zamanlar. Ali a.s da bu insanlardan biriydi. O ilmi daha beşikteyken Hz. Resul’den alıyordu. O ilahi bir nur olarak Hz. Ali’ye a.s Allah tarafından indirilmişti. Ama Ali ilminde hiç de bencil birisi değildi. O her zaman ilimde cömert olmak gerektiğini söylerdi:
“Her şey vermekle azalır ama ilimdir vermekle artar”
Ali a.s her an insanlara hikmetle, felsefeyle, aşkla, irfanla dolu sözler söylerdi. O insanlarla şakalaşmazdı, o insanlara yalan sözler söyleyerek onlarla dalga geçmezdi. Onun yüzü hep gülerdi ancak hak söze. Onu yüzü hep gülerdi ama din sevdalılarına. Onun zalim karşısında gülümsediğine, zalime iyi davrandığına şahit olmamıştır tarih. O zulmün karşısına hak ile dikilen gerçek bir âlimdi. Allah’ın hücceti olmak görevini üstlenirken de böylesi bir yükümlülüğün gereğini yapıyordu. Hakkımız vardır diyordu ama verilmezse de bunun için yeri göğü inletecek değiliz ya:
“Bizim hakkımız haktır; verirlerse alırız; vermezlerse yol uzasa bile develere biner, yürür gideriz”.(Nehc’ül Belaga – Özlü Sözler)
Ancak İmam Ali bazı tarihçilerin yazdığı gibi asla hakkı yenildiğinde evine çekilip oturmamıştır. O hakkı söylemeyi asla terk etmemiştir. Ali sadece Zülfükar’ını kınına sokmuş ve İslam ümmetinin bölünmesini reddetmiştir. Ali a.s Halife Osman’ın öldürülmesinde de muhaliflere her zaman tam da bu yüzden “yapmayın bu işi” demiştir. Onun ümmete bağlılığı ümmetin ona bağlılığını getirmiştir. O kendi zamanında Kamer-i Haşim diye bilinen Abdullah bin Abdulmuttalib’in örneği gibidir.
İmam Ali a.s ümmetin selametinin yanında hadisler ve Kuran’ın tefsiri için Osman dönemine kadar olan süreçte çalışan tek kişidir. Zaten ondan başkası da bu konuya cesaret edemezdi çünkü hadis nakletmek kesinlikle yasaktı bu dönemlerde. Ancak Ali a.s kendi öğrencilerine ve Ehl-i Beyt’ine sürekli hadisler naklediyor, onları yorumluyor, Kuran’dan ayetlerin iniş sebeplerine işaret ediyordu. İbn-i Abbas İmam Ali’yi a.s anarken şöyle diyordu:
“Kuran’ın dört ilmi vardı, bunlardan üçü Ali’deydi, biri ise umumî idi. Ali o umumîde de insanlara ortaktı”.
Ali a.s kendi çağında yanan bir meşaleydi. Onun söylediği sözlerin hakikati gerçekten çağları aşan şeylerdi. O Kuran-ı Kerim gibi her çağa hitap eden sözler söylüyordu. Çünkü Ali a.s Kuran’ın ta kendisiydi. Sinesinde öylesine bir ilim vardı ki o ilimle çarpışan batıl yok olmaya mahkûmdu.
İmam istiyordu ki ümmet akletsin. Onun derdi İslam ümmetiydi. Bu yüzden çok üzülüyordu olanları görünce. Sürekli insanlar hakkında söyleniyordu. Ve diyordu ki:
“Önceki dönemlerde insanlar halifelerinden şikâyetçiydi, bugün ben sizden şikâyetçiyim. Sanki ben biat edilen değilim de, sizler biat edilensiniz ben de biat eden”(Nehc’ül Belaga).
Ve insanlara artık yeter diyordu İmam. Arap cehaleti İslam’ın cehaleti olacak bilesiniz diyordu adeta. Sizler gelecek zamanlara örnek olacaksınız diyordu. Ve insanlara öğrenin benden öğreneceğinizi diye haykırıyordu:
“Ey insanlar, sorun benden beni yitirmeden. Çünkü ben gökyollarını, yeryüzünün yollarından daha iyi tanırım. Sahibinden kaçan, yularını alıp giden bir deveye benzeyen, uyanların akıllarını yitiren fitneyi, adımını atmadan bilirim; nereye konacak, görürüm”.(Nehc’ül Belaga 189. Hutbe)
“Sorun beni yitirmeden; çünkü and olsun Allah'a, Kur'an'da hiç bir ayet yoktur ki niçin ve kimin hakkında indi, nerede indi, düzlükte mi, dağlıkta mı, hepsini de en iyi bilenim ben. Gerçekten de rabbim bana, anlayan bir akıl, söyleyen bir dil ihsan etmiştir”.(Nehc’ül Belaga – Özlü Sözler)
Yine de bir ses seda çıkmıyordu insanlardan. İnsanlar ölü toprağı serpilmişçesine susuyorlardı. İmam sinesinde olanı boşaltacak birisini bulamıyordu. Dayanamıyor gidiyor kuyulara akıtıyordu ilmini. Düşmanlar “Ali mecnun olmuş” diyorlardı. Ama ne Ali mecnundu ne de onlar akıllı. Ali yalnız dertliydi. O aşkıyla yanıp tutuşuyordu. O insanların yalancılığından, insanların ikiyüzlülüğünden yakınıyordu. O ilmini teslim edemeden gitmenin derdiyle yanıyordu. Kumeyl’e de bu durumu şöyle anlatıyordu:
“Ey Kumeyl! Malları hazinelerde biriktirenler, diriyken ölmüşlerdir; bilginlerse dünya durdukça yaşarlar. Kendileri yok olup gitmişlerdir fakat eserleri yüreklerde mevcuttur. (Göğüslerine işaretle) Burada öylesine derin, öylesine geniş bir bilgi var ki ne olurdu, bunu anlayabilecek biri bulunsaydı. Evet, tez anlar birini buluyorum fakat emin değilim ondan, din hükümlerini dünyaya alet edebilir; Allah’ın nimetleriyle Allah kullarına, Allah’ın delilleriyle Allah’ın dostlarına karşı üstünlük davasına girişebilir. Yahut gerçeğe sahip olanlara boyun eğen fakat önüne ardına dikkat etmeyen can gözü açık olmayan, daha başlangıçta şüpheye düşüp gönlünden işkillenen birini bulabiliyorum. Oysa ne buna inanılabilir ne ona. Yahut da dünya lezzetine sarılan, hemencecik şehvetlere atılan yahut da mal mülk toplamaya hırsı olan birini bulabiliyorum; oysa bu ikisi de hiçbir hususta dine riayet edenlerden değildir. Bu iki bölük ancak otlayan hayvanlara benzer. İşte ilim, ilim ehlinin ölümüyle böylece ölür gider”.(Nehc’ül Belaga Özlü Sözler).
O tam da anlaşıldığı gibi ilmin ölümünden dolayı üzülüyordu. O, Hz. Resul’den şu hadisi de işitmişti üstelik: “âlimin ölümü âlemin ölümüdür”.
İmam Ali a.s ve İlahi Aşk
İlahi aşkın İmam Ali a.s kadar belirgin şekilde yaşandığı, hayatlarda örneklendiği bir kişi daha göremeyiz tarihte. O öylesine bir âşık, öylesine bir sevdalıdır ki, gözlerin önündeki perdeler dahi kalksa onun Allah’a olan bağlılığında bir nebze artma olmayacağını kendi sözlerinden anlıyoruz. Ancak ilahi aşkın İmam’daki tecellisi gerçekten öğrenilmeye ve elimizden geldiğinde hayatlarımıza geçirilmeye şayandır.
İmam Ali’nin a.s namaza bağlılığına dair rivayetleri hepimiz çok iyi bilmekteyiz. Öyle ki ayağına sağlanan okun namaz sırasında çıkarıldığın ama bir şey fark etmediğini, ezan okunurken titremeye başladığını, yüzünün renginin değiştiğini biliyoruz. İmam Ali a.s bir aşka tutulmuştur ki o hayatı boyunca bedeniyle dünyada görünse de kalbiyle hep cennetlerde olmuş, bu dünyayı unutmuştur. Ve insanlar onu hilafete davet ederken tam da bu yüzden şöyle demiştir onlara:
“Sizin bu dünyanız benim indimde bir devenin aksırığından daha değersizdir”.
İmam Ali a.s dünyanın nimetlerinden öylesine vazgeçmiş ve kendini öylesine Allah’a bağlamıştı ki, insanlar onun hilafetinde herkese eşit muamele yapıldığını görünce şaşsalar da Ali’nin a.s ayağındaki yırtık pabucu görünce “Beyt-ul Maldan yiyecek olsa kendine bir çift pabuç alır” demekten kendilerini alamamışlardı.
Peygamber sünneti olarak gece namazlarını ve sadaka işlerini asla bırakmamış olan İmam, aynı zamanda geceleri de karanlıklarda fakirlerin kapılarına çuvallar taşımış ve asla kim olduğunu söylememiştir. Tüm savaşları Allah aşkı için yapmış ve tek amacının tevhit olduğunu bildirmiştir. Sıffin savaşı sırasında askerler arasında dolaşırken bir genç “ey Ali a.s bana tevhidi anlat” demiş. Orada bulunanlar da “ey genç, şimdi zamanı mıdır savaştayız, git savaştan sonra gel” deyince, İmam sinirlenmiş ve “biz buraya tevhidi anlatmak için geldik, Şam’ı fethetmek için değil” diye buyurmuşlardır.
Ondaki ilahi aşk öylesi bir dereceye ulaşmıştı ki artık hayatı boyunca tek bir kere hata işlediği görülmemiş olmasına rağmen Allah’ın Nasr suresinde buyurduğunu yapıyor bulduğu her boş anda münacatlarla Allah’tan mağfiret diliyordu.
Kûfe’nin Perşembelerinde bulduğu her boş anda geceleri münacat okumuş ve bugün elimizde bulunan Münacat-ı Kûfe’yi tam da bu sıralarda insanlara hediye olarak sunmuştur. Onun yalan konuştuğunu, onun kötü bir hareketi olduğunu görmeyen topluluk Ali’nin bu gözyaşları karşısında şaşkına dönüyor ve ona giderek âşık oluyorlardı. Ancak Ali a.s onlara yar olamazdı.
Onun sevdiği başkaydı. Ve bu çılgına dönen âşıklar Ali onların yalancılığına yüz vermiyor diye sürekli ona eziyet ediyorlardı. Ancak ona gerçekten âşık olanlarsa Ali a.s nasıl davransa yine hak biliyorlar ona sonsuz bir sevgiyle bağlanıyorlardı. O da bu durumu anlatmak için yanındakilere şöyle sesleniyordu:
“Şu kılıcımla, bana buğzetmesi için müminin beynine vursam bile gene bana buğzedemez. Beni sevmesi için bütün dünyayı münafığın önüne döküp sersem gene beni sevemez. Bu, Ümmi Peygamber'in, Allah'ın salâvatı O'na ve soyuna olsun, dilinden çıkan ve takdire uyan bir sözün özüdür ki buyurmuştur: Ya Ali, mümin sana buğzetmez, münafık seni sevmez.”(Nehc’ül Belaga – Özlü Sözler)
İmam Ali a.s hakikatin acı yüzünü insanlara durmadan seriyor ve aşk ile haykırıyordu zamana. Muaviye İmam Ali’yi a.s anlatırken şunları söylüyordu:
“Bazı geceler görürdüm onu Kâbe’nin dibine girmiş yılan sokmuşçasına kıvranıp, ‘ey dünya bırak beni’ diyordu”.
İmam Ali a.s ilahi aşka böylesi bağlanmış ve insanlara ise hep bunun örneklerini sunmak için uğraşıyordu. O Kumeyl bin Ziyad’a tarihe irfanın anahtarı olarak yazılan Kumeyl duasını öğretiyordu. Bu dua derinlikleri açısından yüzyıllar sonra insanların birkaç noktasını çözebilecekleri genişlikteydi. Molla Sadra gibi son dönem İslam filozofları bu duanın ışığında felsefelerine yön veriyor ve İmam Ali’nin ilahi kaynaktan gelen sözlerini şaşkınlıkla okuyorlardı.
İmam Ali a.s ve Nehc’ül Belaga
Kuran’ın, hadislerin, hikmetin, felsefenin, irfanın, ilahi aşkın tek bir potada eritilişi adeta Nehc’ül Belaga. Bu eser konuşan Kuran’ın yazıya dökülmüş hali. İnsanların söyleyebileceği sözlerin çok üstünde bir fesahat ve belagat var Nehc’ül Belaga’da.
Orada İmam Ali a.s var. Bir sığınak bu yüzden Nehc’ül Belaga. İnsanlara anlatılan hiddetli Ali yok orada. Bizlere gösterilen savaşçı Ali de yok. Her an koca bir şefkat ile düşmanını bile kucaklayacak bir sevdalının sözleri Nehc’ül Belaga. Dertli bir adamın haykırışları var orada. İlimden taşan bir sinenin ilmini boşaltışı var satırların her birinde. Nehc’ül Belaga bir haykırışın sesi. Nehc’ül Belaga Kuran’ın nefislere hükmedişi.
Nehc’ül Belaga dertli gecelerde okunan münacatların sesi. Bir ümmetin cehaletine karşı yükselen İslam inkılâbının sesi o. Orada sesleniyor Resul, orada bağırıyor bir kez daha Cafer, Ebu-Zer, Hamza.
En olumsuz anlarda bile en büyük tevekkül var satırlarında onun. İmam’ın en güzel hitabetinin tarihin derin sularından önümüze gelişi var adeta. Nehc’ül Belaga arkadaşsızlara arkadaş, maneviyattan yoksun dünyada maneviyata açılan kapı.
İmam Ali a.s tarafında okunan hutbelerin, yazılan mektupların, söylenen hadislerin mütevatir kaynaklarla cem edilmiş hali Nehc’ül Belaga. Elimizde bulunandan çok fazla hutbenin olduğu ancak daha sonralarda yalnız belagat açısından güzel olanların seçilip kitaplaştırıldığı söyleniyor. Ve hutbeler de onu gösteriyor ki gerçekten belagat açısından böylesi bir kitap yok insan eliyle yazılmış. Nehc’ül Belaga’yı şerh eden İbn’il Hadid bir mutezile kelamcısıdır. Ancak o bile gerçekleri gizleyememiş, şaşkınlığını şöyle belli etmiştir:
“Nehc’ül Belaga, Allah kelamından aşağı, insan kelamından ise üstedir”.
Dertli bir kalbin, ilimle dolu bir sinenin, aşka susamış bir bedenin hikâyesi Nehc’ül Belaga. Bir başlangıçtan bir sonsuzluğa kadar her şey var orada. Sanki İmam hayatını yazmış bizlere. Bir otobiyografik çalışma adeta. Geleceğe seslenen, Allah’ın gören gözü, işiten kulağı, konuşan dili olduğu bir adamın bizlere bıraktığı eşsiz bir hediye Nehc’ül Belaga. O a.s sorun benden derken bizleri de unutmuyor ve sorularımıza da Nehc’ül Belaga’da yanıt veriyordu.
İmam Ali’nin a.s Ölümü
Ramazan ayının büyük gecelerinden biri. Kadir gecesi olduğu düşünülen dört gecenin ikincisi. İnsanlar camide. Sabah namazı. Bir köşede dinlenenler. Diğer köşede ibadet edenler. Ve Allah’ın rahmet eli bir İmam. Namaza duracak. Katiline bakıyor ve gülümsüyor. Durmadan ağlamış gece boyu. Tüm aile biliyor neler olacağını. İmam “ne zaman öleceğimi bana Resul s.a.a bildirdi” diyor. Ve son gecenin hürmetine dertli bir namaz kıldırıyor canından çok sevdiği İslam ümmetine.
O katiline bile şefkatli biriydi. O kinin ölümü, merhametin dirilişiydi adeta. İbn-i Mülcem hakkında ondan izin istenirken, “bu adam seni öldürecek” denirken o gülümsüyor ve şöyle diyordu:
“Ben onun yaşamasını istiyorum, o ise benim ölmemi, o benim katilimken ben onun katili nasıl olabilirim”.
O Kuran ile hükmediyor yine ve olacakları bilmesine rağmen zahiren olanları değerlendiriyordu. O batında bildiklerini insanlara açsaydı kimse birbirini sevmez ve Ali’den başkasını da dost bilmezlerdi. Ama İmam a.s yalnız aşkla, sevgiyle olan bağlılığı diliyor ve “bizim ibadetimiz hürlerin ibadetidir” derken tam da buna işaret ediyordu.
İbn-i Mülcem aşığın maşukunu beklediği o gece İmam’a öldürücü darbeyi vurmadan İmam a.s yanındakilere Resul’ü s.a.a rüyasında gördüğünü anlatıyor ve şöyle diyordu:
“Oturmuştum, uyku bastırdı, gözlerim kapandı. Birden Resulullah sallallahu aleyhi ve âlihiyi gördüm. Dedim ki: Ya Resulullah, ümmetinden ne dertlere uğradım, ne düşmanlıklar gördüm. Buyurdu ki: Beddua et onlara, ben de Allah dedim, onlardan daha hayırlısını versin bana; benden daha kötüsünü musallat etsin onlara”.(Nehc’ül Belaga 70. Hutbe)
Duası çok geçmeden kabul oluyor ve daha iyi olarak içinden geçirdiğini Allah onun için gerçek kılıyordu. Ölümü yaşamasını dilediği şahıs eliyle oluyordu. İmam a.s gözyaşlarını tutamıyor ve haykırıyordu tarihe:
“And olsun Allah’a Ali kurtuldu!”
 
< Önceki   Sonraki >

Duyurular:

Değerli site ziyaretcileri...

Sitemizin bütün bölümlerine erişmeniz için mutlaka üye olmanız gerekmektedir.

Ücretsiz Üyelik işleminizi yaparak :

Yardımlar Listesine,Sohbet Bölümüne,Soru ve cevap Bölümüne ve sadece üyelere açık olan bütün bölümlere ulaşabilirsiniz.

Üye olmanızı önemle rica ederiz.

Camimize Aşağıdaki Bankalar Aracılığıyla Bağış Yapabilirsiniz.

Yapı kredi Bankası Kars Şb : 805.08.264

T.C Ziraat Bankası Kars Şb :  476 28555-5001

Vakıfbank Kars Şb :               00158007263750310

  Web   : www.isiklicamii.org ve www.karsehlibeyt.org

e-mail  : Bu e-Posta adresi istenmeyen postalardan korunmaktadır, görüntülemek için JavaScript etkinleştirilmelidir.

               Bu e-Posta adresi istenmeyen postalardan korunmaktadır, görüntülemek için JavaScript etkinleştirilmelidir.

İletişim : 0474 223 35 38

 

Sorular ve Cevaplar

 

Hz.Adem Cennetten Kovulmasaydı?

Soru:Hz. Adem (a.s) hata yapmasaydı ve yeryüzüne gelmeseydi soyu henüz cenn...

 

Din Nedir?

Soru:Din nedir? Hedefleri nelerdir? İnsanların yaşantısında din gerekli midir? ...

 

Kur'anın İsmi Ne zaman Değişti?

Soru:Kur’an-ı Kerim’in adı ne zaman kadar mushaf kaldı ve ne zamandan sonra Ku...

 

Zülfikar Şimdi Nerde?

Soru:İmam Ali’(a.s)nin Zülfikar’ının şimdi nerede olduğunu öğrenmek ...

 

Ezan'da ki Bid'at

Soru:Ezanda “es-Salat-u Hayr’un Min’en-Nevm” Demek Bidat midir?...

Hicri Takvim

Rabiü'l-Evvel
14
Sali
1433 Hicri

Yazarlar

----------------------------------
----------------------------------
----------------------------------
----------------------------------
----------------------------------
----------------------------------
----------------------------------
----------------------------------
----------------------------------

Ziyaretçi Defteri

memet ali kömek
AŞURA MÜNASEBETİYLE BAŞTA DEĞERLİ İMAM-I ZAMAN aĞAMIZ OLMAK ÜZERE BÜTÜ
AHMET ÖZERVARLI
ESSELAMU ALEYKUM VE RAHMETULLAHİ VE BEREKATUHU EBEDEN DAİMEN KESİREN K
Melik Çarkcı/Bursa
Selamün aleyküm ve Rahmetullahi ve Berakatühü  
Bizleri bu g
Hatice Turan/İzmit
İlahiyat öğrencisi olarak sitenizden hem sosyal anlamda hem de alanımı

Ziyaretçi Sayacı

Bugün475
Dün600
Bu Hafta1075
Bu Ay4197
Tüm Zamanlar321628
Şuanda 28 konuk çevrimiçi

Üye İstatistik

906 Kayıtlı Üye
0 Bugün
1 Bu Hafta
3 Bu Ay
Son Üye: rahim