EHLİBEYT (a.s)
Hz.İmam Ali Rıza (a.s)
İmam Rıza (a.s)nın Şehadeti Münasebetiyle | İmam Rıza (a.s)nın Şehadeti Münasebetiyle |
|
|
|
O büyük insanın adı “Ali”, künyeleri “Eb’ul Hasan-ı Sani” ve meşhur lakapları “Rıza”dır. O Hazret’in mübarek ömürleri elli beş yıldır.[1]
Hicri yüz kırk sekiz yılı, Zilkade ayının on birinde dünyaya geldi.[2] Hicri iki yüz üç yılı;[3] Safer ayının sonunda Abbasi sultanı Me’mun tarafından zehirlenerek şehit edildi.
· İmam Rıza’nın İlmi Makamı İslami metinlerden; Hz. Rıza’nın tüm yaratıklara vakıf bir alim, bu alemin bereket vasıtası, Allah’ın kelimelerinin madeni, ilahi nurların sandığı ve Allah (c.c)’in ilminin hazinesi olduğu sonucu çıkarılabilir. İmam Rıza’nın Me’mun’un meclisinde değişik fırkalarla yaptığı tartışma ve konuşmalar o Hazret’in ilmi makamını ortaya koymaktadır. Nitekim defalarca Me’mun şöyle derdi: “Yeryüzünde Hz. Rıza’dan daha bilgili hiç kimseyi tanımıyorum.”
Burada Hz. Rıza’dan nakledilen ve o büyük insanın ubudiyet makamını ortaya koyan bir mesele getireceğiz. O Hazret, Di’bil Hüzaî isimli meşhur şaire bir aba vererek şöyle buyurdu: “İçinde bin gece boyunca ve her bir gecede de bin rekat namazın kılındığı bu abanın değerini iyi bil!” Hz. Rıza’yı Medine’den Tus’a götürenlerin tümü de, o Hazret’in ibadet, tövbe, yakarış, teheccüd çokluğu ve ibadetteki mükemmel duyarlılığı üzerine söz söylemişlerdir. · İmam Rıza’nın Tevazusu O Hazret’in hizmetçisi olan Yasir şöyle der: “Hz. Rıza sürekli hizmetçi ve işçileriyle yemek yer; onlarla oturmak, sohbet etmek ve dertleşmek isterdi. Bazıları, yaptığı bu işinden dolayı Hazret’i ayıpladıklarında Hazret şöyle buyururdu: “Muhakkak Allah-u Teâla birdir, baba ve anne de birdir ve sevap sadece ve sadece ameller içindir.”[5] · İmam Rıza’nın Edep ve Ahlakı Medine’den Tus’a kadar o Hazret’in hizmetinde bulunan İbrahim b. Abbas şöyle der: Hiç kimseye zulmettiğini, hiçbir zaman birinin sözünü kestiğini ve hiçbir isteği reddettiğini görmedim. Ayaklarını kimsenin önünde uzatmaz, kimsenin karşısında yaslanmaz ve hiç kimseyle sert konuşmazdı.”[6] · İmam Rıza’nın Cömertliği Kâfi’nin sahibi olan Kuleynî rahmetullahi aleyhinin bu konu hakkında nakletmiş olduğu bir olayı zikredeceğiz. Ravi şöyle der: “Kalabalık bir toplulukla İmam Rıza’nın huzurunda olduğumuz bir sırada, şehrine dönmek için parası kalmamış bir fakir gelerek şöyle dedi: “Ey Allah Resulü’nün oğlu! Ben sizin dostunuz ve babalarınızın dostuyum. Nafakamı hac yolunda kaybetmişim. Bana bir yol masrafı veriniz; ben Horasan’a yetiştiğimde sizden taraf bir sadaka vereceğim. Çünkü orada servet sahibiyim. Hz. Rıza (a.s), odaya girdi. Biraz geçtikten sonra, kapının üstünden ona iki yüz dinar para verdi, gitmesi için rica ederek şöyle dedi: “Sadaka vermene de gerek yoktur.” Hazret aramıza geldiğinde ona sordular: “Neden parayı kapının üstünden verdiniz ve onu görmemek için gitmesini rica ettiniz?” Hazret cevaben şöyle buyurdu: “Ben onun yüzünde isteme zilletini görmek istemedim. Resulullah’ın şöyle buyurduğunu işitmemiş misiniz?:
Şimdiye kadar zikredilen her şey Hz. Rıza’nın faziletlerinden bir örnekti. Bu çeşit faziletlerin yazılması Hz. Rıza’nın makamı ve şanı için yeterli değildir. Bunun için, bizim o büyük insanın Medine’den Tus’a yaptığı o mecburi yolculuk hadiseleri üzerinde bir miktar durmamız daha iyi olacaktır. Harun Reşit’in ölümünden sonra İslam memleketi alt-üst oldu ve büyük karışıklıklar meydana geldi. Me’mun kardeşini ortadan kaldırdığı vakit, İslam memleketinin dizginini elinde tutabilmek için; İslam memleketlerinin büyüklerini bir araya getirmede fayda gördü. Bu vesileyle meydana çıkan fitneleri söndürmeyi düşündü. Bundan dolayı müsteşar adıyla şehirlerin büyüklerinden otuz üç bin kişiyi merkezde topladı, zorla ve tehditle veliahtlığı İmam Rıza’ya verdi. Bu şekilde İslam memleketinde huzur ve güven ortamını oluşturmak istedi. Karışıklıklar dindiği vakit, şehirlerden müsteşar olarak çağırılan insanlar dağıldılar; onların çoğu kötü muameleye tabi tutuldu; ya zindana atıldılar ya sürgüne yollandılar ya da öldürüldüler. Bu cümleden, öldürülmelerinde fayda görülen insanlardan biri de Hz. Rıza (a.s)’dı. Burada hatırlatılması gereken birkaç nükte vardır: 1- Hz. Rıza (a.s) birçok yerde; Horasan’a yolculuğunun, Me’mun’nun veliahtlığını kabul etmesinin ve Me’mun’un sarayına girmesinin; Me’mun’un ona zorla yüklediği bir iş olduğunu dile getirmiştir. Medine’den hareket etmeden önce teşkil ettiği matem meclisi, o büyük insanın Mekke’deki ağlayışları, Me’mun’un temsilcileri geldiklerinde Beytullah’la vedalaşması, onlar gelmeden önce ise, büyük babasının kabrinin kenarındaki ağlayışları ve onunla vedalaşması, defalarca veliahtlığı kabul etmeyeceğini tekrarlaması, tehdit edildiği vakit, İslam memleketlerinin yönetimine hiç karışmamak şartıyla veliahtlığı kabul etmesi gibi işaretlerin tümü, bu olayın Hz. Rıza’ya cebren yüklenmiş olduğunu apaçık bir şekilde ortaya koymaktadır. 2- Me’mun’un, Hz. Rıza’nın Fars yolundan[8] Merv’e götürülmesini ve mümkün mertebe gece vakti yol almasını emretmesi de bizzat, Ehl-i Beyt sevgisinin kalplerde yer ettiğini; Hz. Rıza’nın kalabalık ve şiaların çoğunlukta oldukları şehirden geçmesini engellemesinin, onun bu yönden endişe ve korku içerisinde olduğunu veya Hz. Rıza’nın kalplerde yer edinmesini istemediğinin açık bir delili değil midir? Me’mun’un Fıtır Bayramı namazının Hazret tarafından kıldırılmasını engellemesi[9] de ikinci ihtimali güçlendirmektedir. 3- Hz. Rıza, Me’mun’un yanında kalmaktan çok fazla rahatsızdı. Çünkü, her Cuma namazının akabinde, yorgun bir halde Allah-u Teâla’dan ölümünü talep ederdi. Acaba yalnızlıkta Hz. Rıza’ya baskı mı yapıyorlardı? Acaba münafıkça ameller, o büyük insanın üzerinde bir etki mi bırakmıştı? Ya da başka bir mesele mi vardı? Bilmiyoruz. Ancak Hz. Rıza’nın o yolculuktan şiddetle rahatsız olduğu kesin bir şeydir.[10] 4- Hz. Rıza’nın Merv’e gelmesi, İslam için çok faydalı oldu. Zira, Tus, yabancıların ilim merkeziydi ve eğer Hz. Rıza Tus’da olmasaydı, onların ortaya attıkları şüpheleri hiç kimse ortadan kaldıramazdı ve eğer o şüpheler yok edilmeseydi İslam alemi için tehlikeli olacaklardı. 5- Hz. Rıza, Merv’e doğru giderken Nişabur’a uğradı. Nişabur kalabalık ve Şiilerin oturdukları bir şehirdi. Bütün halk, Hz. Rıza’yı karşılamaya geldiler. Halk, o büyük insandan kendilerini halkın arasında tanıtmalarını ve onlar için hadis söylemesini istediler. Akıl ve sezgi, Allah-u Teâla’nın hüccetinin böyle hassas durumlarda en iyi armağanı onlara vermesini gerektirmektedir. Halkın şevki son noktaya ulaşana kadar Hz. Rıza sabretti. Daha sonra tahtırevandan başını dışarı çıkararak şöyle buyurdu: “Babam Musa Kazım’dan, o da babası Cafer b. Muhammed’den, o da babası Muhammed Bakır’dan, o da babası Zeynülabidin’den, o da babası Hüseyin b. Ali’den, o da babası Ali b. Ebi Talip’ten, o da Allah Resulü’nden, Resulullah da Cebrail’den naklettiğine göre Allah-u Teâla şöyle buyurmuştur: “Lailaheillallah benim sağlam kalemdir ve her kim ona girerse azabımdan amanda kalır.” Sonra Hazret başını tahtırevana geri çekerek birkaç adım yol aldılar. Tekrar başını tahtırevandan dışarı çıkararak şöyle devam ettiler: “(O kelimenin) bazı şartları vardır ve ben onun şartlarındanım.”[11] Yani velayeti itiraf etmek. Bu değerli rivayet üzerine birkaç söz söylemek gerekir: Lailaheillallah kelimesini söylemek ve onunla amel etmek saadetin sebebidir. Lailaheillallah, hakikatte Kuran’ın kendisidir ki beşeri toplumun saadetine sebep olan bir kitaptır. Ancak Kuran’a göre, Lailaheillallah kelimesi, velayet olmadan noksandır ve belki de hiçtir. Alim olan Allah Emir’ul Müminin’i velayete seçtiği zaman şu ikmal ayetini indirdi: “…Bugün sizin hesabınıza dininizi bütünledim. Size yönelik nimetimi tamama erdirdim ve sizin için din olarak İslâm'ı beğendim…”[12] Emir’ul Müminin velayete atanmadan önce, tebliğ ayeti, Allah Resulü’ne şöyle hitap etti: “Ey Resulüm! Rabbinden sana indirileni tebliğ et ve eğer bunu yapmazsan, risaleti yerine getirmemiş olursun.” Hz. Rıza, “o kelimenin bazı şartları vardır” cümlesiyle, aynen bu ikmal ayeti ve tebliğ ayetini hatırlatmakta ve şöyle buyurmaktadır: “Lailaheillallah kelimesinin temel bir şartı da velayettir.”
“Dikkat ediniz! Muhammed’in Ehl-i Beyti’nin sevgisiyle ölen kimse, şehit düşmüştür. Dikkat ediniz! Muhammed’in Ehl-i Beyt’inin sevgisiyle ölen kimse, bağışlanmıştır. Dikkat ediniz! Muhammed’in Ehl-i Beyt’inin sevgisiyle ölen kimse, kamil bir mümin olarak ölmüştür. Dikkat ediniz! Muhammed’in Ehl-i Beyt’inin kini ile ölen kimse, cennetin kokusunu bile alamaz.”[13] Bu cümleden velayetin manası sahipliktir. Gönlünün sahibi Ali b. Ebi Talib olan biri velayet sahibidir. Rezil sıfatlardan temizlenmiş olan biri velayet sahibidir. İçsel ve dışsal tağutların, şeytanların, heva ve heveslerin, emellerin ve yersiz arzuları olan biri; eğilimleri, şahsi inanışları, istekleri, Ehl-i Beyt’in isteklerinin önünde olan biri, velayete sahip değildir belki Ehl-i Beyt’e muhabbet bile beslememektedir. Bundan dolayıdır ki İmam Seccad (a.s) şöyle buyurmuştur: “Velayet ve muhabbet, tabi olmaksızın herhangi bir mana taşımamaktadır. Allah-u Teâla’ya isyan eden (günah işleyen) biri, Allah’ı sevdiğini açıklarsa, bu açıklaması yersizdir ve hayatın garipliklerindendir.” Bu açıdan, velayetin ilk ve ikinci manasının bir manada toplandığı ve Ehl-i Beyt velayetinin Allah-u Teâla’nın velayetinin devamı olduğu söylenebilir. Allah-u Teâla şöyle buyurmuştur: “Allah müminlerin velisidir (ve koruyucusudur). Onları karanlıklardan aydınlığa çıkarır. Kâfirlerin dostları ise Şeytan ve yardakçılarıdır. Bunlar, onları aydınlıktan çıkararak karanlıklara sokarlar. Onlar, orada ebedi olarak kalmak üzere Cehennemliktirler.”[14] Hz. Rıza’nın yaptığı rivayetlerin manası da budur: “Her kim Lailaheillallah kapısından içeri girerse, kalbindeki tek dost Allah’tır. Akidesi, ameli, sözleri ve davranışları; alemde Allah’tan başka kimsenin bir etkisinin olmadığının göstergeleridir. Allah’ın sağlam kalesinde o dostluğun devamı velayettir.” Bunun için, Hz. Rıza’nın bir cümleyle bütün imanı, bütün saadeti, bütün Kuran’ı ve bütün sünneti arz etmiş olduğu söylenmelidir. Açıklamasını yaptığımız bu cümlenin bir benzeri de Allah Resulü’nden rivayet edilmiştir: “En yakın akrabalarını korkut”[15] ayeti nazil olduğunda, İslam peygamberi Kureyş’in büyüklerini davet ederek şöyle buyurdu: “Eğer bir cümle söylerseniz saadete ereceksiniz. Bu cümle Lailaheillallah’tır. Her kim bunu ilkin söylerse, benden sonra vasimdir.”
“Ali benden sonra vasim ve halifemdir.” Bu cümle ile o Resulün evladının sözü arasında bir benzerlik vardır. Sonunda Di’bil adlı şairin Merv’de Hz. Rıza için okuduğu kasidelerin bir kısmını hatırlayalım. Bu kasideler çok geniş ve uzundurlar. “Keşf’ul Gumme” adlı kitabın sahibi bunların tümünü kaydetmiştir. Biz burada birkaç beyit getireceğiz. Di’bil Hz. Rıza’nın huzuruna giderek şiirlerini okumaya başladı ta ki şu satırlara geldi: “Ey Fatıma! Keşke Hüseyin’le Kerbela’da olsaydın, Ki Fırat nehrinin kenarında susuzluktan can verdi.” Musa b. Cafer’in Bağdat’taki kabrine ulaşıncaya kadar okumaya devam etti ve onunla ilgili şöyle dedi: “Ey Fatıma! Kabirden dışarı çık, Bağdat’taki kabir için için ağla ve feryat et. Tertemiz ve Rahmani nurların onda toplandığı bir kişinin kabrine.” Hz. Rıza şöyle buyurdu: “Di’bil! Ben de iki beyit söyleyeceğim. Sen şiirinin bu bölümüne onu yerleştir.” Di’bil şöyle der: “Ey Allah Resulü’nün oğlu! Biz Tus’ta siz Ehl-i Beyt’ten bir kabrin alametine sahip değiliz.” Hazret şöyle buyurdular: “O benim kabrimdir. Uzun bir zaman geçmeden ben Tus’ta defnedilmiş olacağım. Her kim beni ziyaret ederse cennette benimledir ve bu dünyadan bağışlanmış olarak ayrılacaktır.”[16] Di’bil şöyle devam eder: “Önderin -imam- kıyamı muhakkak meydana gelecek. Allah’ın adıyla, Allah’ın feyiz ve bereketiyle gelecek. Onun meydana çıkmasıyla Hak ve Batıl insanların arasında zahir olacak; iyiler ve kötüler yaptıklarının cezasına kavuşacaklardır.” Buraya gelince, Hz. Rıza ayağa kalktı, elini başına koydu ve başını eğerek şöyle buyurdu: “Di’bil! Bu imamı tanıyor musun?” Di’bil: “Sizden olan bir imamın kıyam edeceğini ve onun eliyle İslam bayrağının yeryüzünde dalgalanacağını, İslam adaletinin yeryüzünün tümünü kaplayacağını biliyorum.” İmam şöyle buyurdu: “Di’bil! Benden sonraki İmam, oğlum Muhammed’dir. Ondan sonra onun oğlu olan Ali, ondan sonra onun oğlu Hasan, ondan sonra ise onun oğlu olan Hüccet, Âl-i Muhammed’in Kaimî ve itaat edilecek Muntazır’dır. Gaybet döneminde beklenilen, çıkış döneminde ise itaat edilendir. (Dünya) zulümle dolduktan sonra yeryüzünü adaletle dolduran odur.” Daha sonra Hazret, Di’bil’e yüz dinar ve bir elbise hibe etti.[17] Di’bil Kum’a geldiğinde, ondan her bir dinarı yüz dinara satın aldılar. O elbiseyi de bin dinara bile almak için her ne yaptılarsa satmadı. Ancak Kum’dan dışarı çıktığı zaman, Kum ehlinden olan bazıları o elbiseyi ondan zorla aldılar.[18] Sonunda biz Hz. Masume’ye işaret edeceğiz: Allah’ın yanında büyük bir şan ve makama sahip olan bir kadındır. İmam’ın kızı, İmam’ın kız kardeşi ve İmam’ın halası olan bir kadındır. Geçmişten ta günümüze kadar, Kum İlmiye Havzası onun bereketli varlığı vasıtasıyla kurulmuş ve devam etmiş bir kadındır. Hz. Rıza’nın hakkında şöyle buyurduğu bir kadındır: “Her kim onu ziyaret ederse, cennet onun için farz olur.”[19] Bu kadın, Hicri yüz seksen üç yılında doğdu. Büyük kardeşi Merv’e götürüldükten sonra, kardeşini ziyaret etmek amacıyla Medine’den hareket etti. Kum’a yetiştiği vakit hastalandı. Birkaç gün Kum’da hasta olarak kaldıktan sonra vefat etti. Vefat tarihi Hicri iki yüz birdir.[20] Buna göre mübarek ömrü takriben on sekiz yıldır. O muhterem ve saygıdeğer kadının kabrinin kubbesi altında, İmam Cevad’ın kız ve torunlarından birkaç kişi daha defnedilmiştir.[21] Tertemiz İmamlar Aleyhimu-s Selamın ashapları salihler ve büyüklerden bir çok mübarek insan Kum’da defnedilmişlerdir. [1] Kafi, c.1, s.486
|
| < Önceki | Sonraki > |
|---|
| Değerli site ziyaretcileri... |
|
Sitemizin bütün bölümlerine erişmeniz için mutlaka üye olmanız gerekmektedir. Ücretsiz Üyelik işleminizi yaparak : Yardımlar Listesine,Sohbet Bölümüne,Soru ve cevap Bölümüne ve sadece üyelere açık olan bütün bölümlere ulaşabilirsiniz. Üye olmanızı önemle rica ederiz. Camimize Aşağıdaki Bankalar Aracılığıyla Bağış Yapabilirsiniz. Yapı kredi Bankası Kars Şb : 805.08.264 Web : www.isiklicamii.org ve www.karsehlibeyt.org e-mail : Bu e-Posta adresi istenmeyen postalardan korunmaktadır, görüntülemek için JavaScript etkinleştirilmelidir. Bu e-Posta adresi istenmeyen postalardan korunmaktadır, görüntülemek için JavaScript etkinleştirilmelidir. İletişim : 0474 223 35 38 |
| Rabiü'l-Evvel |
| 14 Sali |
| 1433 Hicri |
![]() |
|
|
---------------------------------- |
![]() |
|
|
---------------------------------- |
![]() |
|
|
---------------------------------- |
![]() |
|
|
---------------------------------- |
![]() |
|
|
---------------------------------- |
![]() |
|
|
---------------------------------- |
![]() |
|
|
---------------------------------- |
![]() |
|
|
---------------------------------- |
![]() |
|
|
---------------------------------- |
| Bugün | 480 |
| Dün | 600 |
| Bu Hafta | 1080 |
| Bu Ay | 4202 |
| Tüm Zamanlar | 321633 |
![]() | 906 Kayıtlı Üye |
![]() | 0 Bugün |
![]() | 1 Bu Hafta |
![]() | 3 Bu Ay |
![]() | Son Üye: rahim |